24 Aralık 2012 Pazartesi

Karanlıktan Korkmayanların Masalı

Siz hiç karanlıktan korkmayan bir çocuk tanıdınız mı?
Ben tanıdım. Onun öyküsünü anlatacağım size.


Bir zamanlar ülkenin birinde, küçük bir şehirde sevgi dolu bir kız çocuğu yaşarmış. Geceleri ay ışığına yürür, yıldızlarla sohbet edermiş. Gündüzleri çiçeklerle kaplı yerlerde güneşin parlak ışığını toplar, kimsenin bilmediği dillerde şarkılar söylermiş. 



Aşkı o kadar büyülüymüş ki insanlar ondan korkar, farklı olduğunu anlayamadıkları için köşe bucak kaçarlarmış. Bilmezlermiş ki onun sevgisi tanrıdandır ve hepimiz tanrının bir yüzüyüz. Sevgi dolu kız büyüdükçe insanların kendisinden kaçmasına çok üzülür olmuş. O üzüldükçe ay ışığı ile arasına mesafe girmiş, yıldızlar ona sırt çevirmiş. Gündüzleri çiçek kaplı olan yerlerdeki mis kokulu çiçekler solmuş, güneşin ışığı yavaş yavaş parlaklığını kaybetmiş.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Tuna Kuşu ve Aslan



Bir Hint Masalı: Bundan yüzyıllar önce Hindistan'ın Kusinara Bölgesi'nde yaşayan Gautama Buda ölümünden biraz önce dostlarına "yok olmak her canlının yazgısıdır. Ancak yok oluş başka bir biçimde doğuşların başlangıcıdır. Güzel ve kalıcı olan herkesin birbirini sevmesi, birbirine yardım etmesidir." demiş sonra da bu dünyadan insan olarak göç etmiş. Gel zaman git zaman Buda defalarca farklı biçimde dünyaya gelmiş. Her defasında dayanışmayı ve kardeşliği ilke edinmiş. Günlerden bir gün beyaz bir turna kuşu olarak doğan Buda, zorda kalan bir aslana yardım etmek istemiş. 


Aslan'ın boğazına kılçık kaçmış, Buda da aslanın ağzına korkusuzca girip aslanı kurtarmış. Aradan çok zaman geçmemiş ki Turna Kuşu çok hastalanmış. Bir ağacın dalında hasta hasta yatarken açlıktan midesi guruldamış. Aşağı bakmış ki ne görsün yardım ettiği ormanların kralı aslan. Aslandan kendisine bir parça yemek getirmesi için istekte bulunmuş ama aslan bunu reddetmiş. Turna Kuşu buna çok üzülmüş ve şöyle demiş: "İyilik yaramaz, zaten iyilik de yapmaz. İyilik yapmadığı için iyilikten de anlamaz. Ona yardım etmek zararsızdır, ne kadar iyilik yapsan da dostluğu kazanılmaz. Onun için ona dokunmamak en iyisi, ne hali varsa görsün." Sonra bunu duyan bir ispinoz ağzındaki solucanı Turna Kuşu'na vermiş. Kıssadan hisse: İyilik yapan iyilik bulur :) 

17 Aralık 2012 Pazartesi

Söz Büyüdür. Kelimelerinizi İyi Seçin.

Don Miguel Ruiz'in "Daha İyi Yaşamak İçin Dört Anlaşma" isimli kitabını okuyorum. Bu hafta ilk bölümü test edeceğim. Bu bölümde sözün büyü olduğu, insanları küstürebileceği ama aynı zamanda mutlu da edebileceği yazıyor. Bu anlaşmaların en önemlisi. Bunu başaramazsak diğerlerini başarmamız çok zor. İnşaatın temeli gibi yani. Don Miguel Ruıiz diyor ki "söz öylesine güçlüdür ki, bir söz milyonlarca insanın yaşamını değiştirebilir ya da yok edebilir."

Bir kadın işten yorgun argın eve gelmiş ve kendini koltuğa atmış. Küçük kızı annesinin yorgu
nluğunun farkında değilmiş. O neşeyle şarkılar söylüyor, zıplıyor ve kendi kendine oynuyormuş. Annesi o kadar yorgunmuş ki kızının sesinden rahatsız olmaya başlamış. Aslında onu rahatsız eden sadece sesmiş. Kızının sesi değil. Aradan bir süre geçmiş ve kız hala neşeyle şarkı söylerken annesi "kes o çirkin sesini ve yerine otur" diye bağırmış. O andan itibaren küçük kız sesinin çirkin olduğunu, başkalarından onay alabilmek için bir daha sesini duyurmamasını gerektiğini düşünmüş. Aradan yıllar geçmiş ve içine kapanık, sessiz bir kız çocuğu yetişmiş. 





Çocuklarınızın kendine güvenmelerini yitirmelerini istemiyorsanız sözcüklerinizi iyi seçin. 

14 Aralık 2012 Cuma

Bayan çokgezen'in aklı başına nasıl geldi?

Bayan çokgezen, bu sabah her sabah olduğu gibi erkenden uyanmış, sabah kahvaltısını yapmış, günün ilk kahvesini içmek için arkadaşı Bayan kahvekoku'ya gitmek için hazırlanmaya başlamıştı. Son zamanlarda öğünlerini biraz arttırmıştı ve kilo 
aldığını düşünüyordu. 

Banyodaki tartıya gözü ilişti ve "hmm, acaba kaç kilo oldum?" diye düşünüp tartıya çıktı. Çat, çuut, çata pataaaa... derken tartı ortadan ikiye ayrılmasın mı? Bayan çokgezen o günden sonra abur cuburu kesti ve sağlıklı bir şekilde kilo verdi. Bu masal da burada bittiii! :)






11 Aralık 2012 Salı

Fış fış kayıkçı [Çocuk Oyunu]

Beni '80'li yıllara gömün :)

Çünkü ben geçmişe takılıp kalan, eskiye özlem duyan ve çocukluğunu deli gibi özleyen biriyim. Ama öyle 'biz çocukken meşe oynardık' tayfasından değilim.
Kendi içimde yaşıyorum tüm bunları. Genelde özlemim anneannem ve dedemle yaşadığım o mis gibi beyaz sabun kokulu yıllara ait.

Ben öyle çok girişken bir çocuk değildim. O yüzden de fazla arkadaşım yoktu. Oyunlarımda çoğu zaman kahramanlarım anneannem ve dedem ya da dayılarımdı. Annem ve babam izinde olduğu zamanlarda da peşlerinden ayrılmaz, ne istersem yaptırırdım.

Benim en sevdiğim oyunlardan biri de "fış fış kayıkçı" oyunudur.



6 Aralık 2012 Perşembe

Küçük Kara Balık

Yıllar önceydi, "Çemberimde Gül Oya" diye bir dizi gösterime girmişti. O zamanlar daha birçoğumuz Çağan Irmak'ı tanımıyor, o çocukluğu ile hesaplaşırken bizi de yanında sürüklemesinin nasıl olduğunu bilmiyorduk. 

Çemberimde Gül Oya, dönem dizilerinin en sahicisi, en yoran haliydi. Aradan seneler geçse bile, tekrar gösterimleri saat kaçta olursa olsun, annemle televizyonun karşısına geçer hıkık hıkık diye diye diziyi izleriz. 

Yine öle bir anda dizinin esas karakterlerinden Yurdanur'un gençlik yıllarında öğretmenlik yaptığı zamana yolculuk ediyoruz. Yurdanur, İran'lı yazar Samed Behrengi'nin ölümünden kısa bir süre önce yayınlanan Küçük Kara Balık isimli masal kitabının yasaklanması üzerine bir geçen bir bölümde karşımıza çıkıyor. Sanırım Yurdanur'un öğretmenlik yaptığı sınıfa müdür giriyor ve bu kitabın okutulmasına karşı çıkıyor. Yakıyor da olabilir. Tam hatırlamıyorum.

Sonrasını hatırlıyorum ama, yani izlediğim için hatırladım :)


30 Kasım 2012 Cuma

Masallar ve Kurgu Masallar

80'li yıllarda doğmuş ve çocukluğunun en güzel zamanlarını o yıllarda geçirmiş olanların ortak noktası anneanne ile büyümüş olmalarıdır. Anneanne yoksa muhakkak babaanne vardır. Haftaiçi anneannenin evinde çizgi film izleyen gözler, cuma akşamları anne ve babanın anneannenin derme çatma evinin kuş sıkışmış gibi öten zilini çalmasını gözler. 

Nice sonra, mutfağı kuru fasulye kokan evin kapısı çalınınca yüreği pıt pıt eden o çocuk koşarak kapıya gider. Hafif utangaç, biraz garipsemiş, ayrı kaldığı günlerin üzüntüsünden gölge düşmüş yüzü ile açar kapıyı. Sarılmak ister anne-babasına. Ama bir şey alıkoyar onu. 

Annesi de farkındadır 5 günün çok uzun zaman olduğundan. Kızının/oğlunun kendisine uzak uzak davranması onu da üzer. Ellerine almak ister minik elleri, mis gibi kokulu saçlarını içini çekmek ister ama biraz beklemesi gerektiğini bilir. Önce anneannenin yaptığı kuru fasulye ve pilav yenir yer sofrasında. O sırada Trt 1 açıktır. Haberler izlenmelidir. "dıt, dıt dıt. Saat 8. Şimdi haberler." 

Sofra toplandıktan sonra baba, sobanın yanındaki koltuğa uzun oturur ve bir sigara yakar. Anne yüzüğünü, altın suyuna batırılmış ince kordonlu saatini çıkarır ve bulaşıkları yıkamaya koyulur. Saatler geçer, minik çocuk hala sevilmeyi bekler. 

Bütün iş bitince sıra çocuğun sevilmesine gelir. Anne çantasından bir hediye paketi çıkarır. Dikdörtgen şeklinde bir hediye paketidir bu, anlaşılmayacak bir yanı yoktur, hediye kitaptır.
Ama çocuk bilmiyormuşçasına yırtarak açar hediye paketini: Çizmeli Kedi. Bu her hafta böyle devam eder. Her hafta hiç bilmiyormuş gibi yırtılır paketler ve birbirinden güzel masal kitaplarına sarılır eller.


25 Kasım 2012 Pazar

Balinalar Nasıl Balina Oldu?

Ben küçükken içimde küçük bir balığın yaşadığını düşünürdüm. Küçük bir balık, renkli kuyruğu ile döner dururdu içimde. Ve bir fil, hortumuyla yüreğimi serinleten...

Aradan yıllar geçtikçe içimdeki balık yüzmeyi unuttu ve fil hortumundan fışkırtacak suyu bulamaz oldu. Sonra bir gün Canla beraber kitap alışverişine çıkmışken kendimi kitapçının renkli raflarında unutmuşum. Nice sonra Can bana seslenince kendime geldim ve elimde Ted Hughes'un "Balina nasıl balina oldu?" isimli kitabı vardı.

Sonra eve gelip kelimeleri yuttum. Ted Hughes'un her bir kelimeden özenle yarattığı hikayelerini sindirmek zaman alıyor. Balina, fil, tilki, kedi, eşek ve arı gibi onlarca hayvanın atalarının hikayesine büyüklerin inanması güç ama bence bir deneyin.

17 Kasım 2012 Cumartesi

Masallardaki Dev Sembolü Üzerine

Birçok kültürün efsanelerinde, masallarında kullanılan dev imgesi hakkında enine boyuna düşündünüz mü? Neyi tasvir ediyor sizce?


İçimizdeki doyumsuzluğu mu, vahşiliği mi yoksa bambaşka bir yaratığı mı?

Masallarda ya da mitolojide kullanılan devler genellikle insan görünümündedir. Ama anormal büyüklükte ve çok kuvvetli olarak tasvir edilmiştir. Cinsiyeti kadın veya erkek olarak değişebilmekle birlikte genellikle erkek devler masalların gözde karakterleridir.

Ağaç Kovuğunda Yaşayan Fil

Bugün metrodaydım ve günlerden cumartesi. Benim için yeni bir çalışma günü, kimileri için ise yepyeni bir haftasonu tatilinin başlangıcı. Çoğu büyük adamlar ve kadınlar, evlerinde oturup mis gibi cumartesi havasını burunlarından içeri doğru çekecekler, küçük adamlar ve kadınlar ise sabahın erken saatlerinde televizyon karşısına geçip çizgi film izleyecek. Sadece tahmin ediyorum. Bildiğimden değil.

Neyse... Ben bugün metrodaydım ve elimde Tolkien'in "Peri Masalları Üzerine" adlı kitabı vardı. Dün "Masallar" kitabını bitirip bugün de tüm masalların kökenine inmeyi aklıma koymuşken bir anda zihnim, ormanlık bir alanda kaybolan utangaç fil'i oluşturdu.


15 Kasım 2012 Perşembe

Merhaba Dünya

Wordpress'te ilk defa bir blog açtığınızda sistem otomatik olarak sizin yerinize bu güncellemeyi yapar. "Merhaba Dünya"

Çok anlamlı gelir bana. Hayatı selamlamak, yeni doğan birçok gibi dijital dünyaya merhaba demek...

Son zamanlarda kendimle hiç vakit geçiremiyorum. Başımda bir sürü dert, ilgilenmem gereken tonlarca iş. Büyümekten hiç bu kadar usandığım olmamıştı. Allahtan ki yanımda canımın canımın taa içinden bir parça, eşim var. Onun destekleri olmasa belki de bu cümleleri yazacak gücüm bile olmayabilirdi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...